İçeriğe geç

DİJİTAL İLETİŞİM ÇAĞINDA MAHREMİYET ve UNUTULMA HAKKI

Av. Dr. Ahmet Haşim ALAGÜNEY*

ÖZET

Bilişim ve iletişim teknolojisindeki yeniliklerin günlük yaşamın her aşamasına etki etmesi bu teknolojiler aracılığıyla kişisel verilerin yoğun biçimde işlenmesine neden olmaktadır. Elde edilen verilerin gelişmiş algoritmalarla kapsamlı biçimde analiz edilebilmesi günlük hayatı bir yandan kolaylaştırırken bir yandan da kişilerin özel hayatlarını daha görünür ve erişilebilir kılarak mahremiyet ihlaline yol açabilmektedir. İnternet üzerinden paylaşılan bir verinin yayılma hızı ve birçok farklı platformda iz bırakıyor oluşu göz önüne alındığında dijital iletişim çağında en çok tartışılan insan haklarından birisinin unutulma hakkı olması kaçınılmaz hale gelmektedir.

Unutulma hakkı kavramından talebe konu içeriğin internet ortamından kalıcı olarak silinmesi yerine listelenmemesini talep etme hakkı anlaşılmalıdır. Ancak doktrinde, sınırlı bir hak olan unutulma hakkının giderek daha genel nitelikli bir hakka doğru dönüştüğü gözlenmektedir. Bu nedenle uluslararası metinlerde bu hakka ilişkin ortak tanımlama sorununun giderilmesi gerekmektedir.

Unutulma hakkı; mahremiyet, özel hayatın gizliliği hakkı, kişisel verilerin korunması hakkı gibi kavramlar ile ilişkili olup bu hakkın temel nitelikte bir hak olup olmadığı doktrinde tartışılmaktadır. Unutulma hakkının, bir yandan da ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kitle iletişim ve internet özgürlüğü gibi bir takım haklar ile çatıştığı görülmektedir.

Unutulma hakkına ilişkin uluslararası ve ulusal düzeydeki hukuki metinler ve birtakım kararlar analiz edildiğinde bu hakkın mutlak ve genel nitelikte bir hak olarak değerlendirilmediği ve diğer temel haklarla ilişkilendirilerek ele alındığı gözlenmektedir. Unutulma hakkının mutlak bir şekilde uygulanması diğer temel hakların kısıtlanmasına yol açabilmektedir. Bu çerçevede uluslararası otoriteler ve ülkelerin yargı mekanizmaları tarafından bu hak istisnai bir hak olarak ele alınmalı ve çatışan haklar ile arasındaki denge her somut olayda mutlaka gözetilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Unutulma Hakkı, Mahremiyet, Kişisel Verilerin Korunması Hakkı, Özel Hayatın Gizliliği Hakkı, Kişisel Veri 

ABSTRACT

Privacy and The Right to be Forgotten in the Digital Communication Age 

The use of innovations in information and communication technologies in daily life leads to increased processing of personal data. Although the comprehensive analysis of data with advanced algorithms makes daily life easier, it also causes privacy violations by making people’s private lives more visible and accessible. Considering the spreading speed of data shared over the Internet and the fact that it leaves a digital trace on many different platforms, it is inevitable that one of the most controversial human rights in the digital communication age is the right to be forgotten.

The concept of the right to be forgotten should be understood as the right to demand that the content not be indexed rather than permanently deleted from the internet. However, it is observed in the doctrine that the right to be forgotten, which is a limited right, is gradually turning into a more general right. Therefore, the problem of common definition of this right in international legal documents should be resolved.

The right to be forgotten is related with the concepts such as intimacy, right to privacy, right to the protection of personal data and the doctrine discusses whether this right is a fundamental right or not. It is observed that the right to be forgotten conflicts with some rights such as freedom of expression, freedom of press, freedom of mass communication and internet.

In the analysis of the international/national legal regulations and some adjudications regarding the right to be forgotten, it is observed that it is not considered as a non-derogable and a general right and it is discussed in association with other fundamental rights. Enforcement of the right to be forgotten may lead to restrictions on other fundamental rights. Therefore, this right should be considered as an exceptional right by international authorities and judicial mechanisms of countries and the balance between conflicting rights should be strictly observed in every case.

Key Words: Right to be Forgotten, Intimacy, The Right to the Protection of Personal Data, The Right to Privacy, Personal Data 

1.   GİRİŞ

Mahremiyet ilkel insanlardan bu yana bireyler için ihtiyaç duyulan bir olgudur. Aynı zamanda temel insan haklarından birisi olan özel hayatın gizliliğinin korunması hakkının da özünü oluşturmaktadır. Özel hayatın gizliliği hakkı birçok uluslararası metinde korunmakla birlikte değişen sosyal, hukuki ve teknolojik gerekliliklere uygun olarak yorumlanmasıyla, kişisel verilerin korunması hakkı, unutulma hakkı gibi yeni hakların da doğmasına sebep olmuştur. Ancak bu haklar mutlak nitelikte değildir. Birtakım haklar, özel hayatın gizliliği ve ilgili hakların sınırlanmasında hukuka uygunluk sebebi kabul edilebilmektedir. Haber alma hakkı, ifade özgürlüğü gibi haklar karşısında, belli durumlarda, bu hakların varlığı ileri sürülememektedir. Burada karşımıza hukuki çerçevede çözülmesi gereken bir denge sorunu çıkmaktadır.

Dijital iletişim çağında veri, çok hızlı şekilde, geniş kitlelere, farklı platformlar aracılığıyla adeta kanatlanarak uçmaktadır. İnternet ve internete bağlı teknolojileri kullandığımızda bilerek ya da bilmeyerek dijital ayak izleri olarak da adlandırılabilecek çeşitli izler bırakmaktayız. Sadece internete yüklediğimiz yazı, fotoğraf, ses, görüntü kaydı gibi içerikler değil aynı zamanda IP adresimiz üzerinden konum bilgimiz, çerezler aracılığıyla kullanım alışkanlıklarımız gibi birçok veri internet ortamında işlenmekte ve çok hızlı biçimde yayılabilmektedir. Birey, kimi zaman geçmişine sünger çekmek istemekte ve bazı bilgilerin kendisiyle anılmasını istemeyebilmektedir. Bu çerçevede “unutulma hakkı” dijital iletişim çağında ele alınması gereken önemli kavramlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çalışmada ilk olarak temel insan hakları belgelerinde ve yasal mevzuatımızda yer alan düzenlemeler dikkate alınarak mahremiyet kavramı, özel hayatın gizliliği hakkı, kişisel verilerin korunması hakkı ve tüm bu haklarla ilişkili olan unutulma hakkı ile ilgili kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. Sonrasında unutulma hakkının kapsamı ele alınmış, uluslararası ve ulusal düzeyde unutulma hakkı ile ilgili hukuki belgeler ve bu belgeler ışığında yargı makamlarının ve idari otoritelerin birtakım kararları değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Ardından unutulma hakkının çatışan diğer temel haklar ile ilişkisi ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise unutulma hakkının bir insan hakkı olarak ilgili makamlarca nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin görüş ve önerilere yer verilmiştir.

2.   KAVRAMSAL ÇERÇEVE

2.1.  Kişisel Veri – Özel Nitelikli Kişisel Veri

Unutulma hakkını açıklamadan önce unutulması talep edilen hususun kişisel veri niteliğinde olduğu göz önüne alınarak kişisel veri kavramının açıklanması gerekmektedir. 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda (KVKK) kişisel veri kavramı “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi” olarak tanımlanmaktadır. Kanunda yer alan tanımda, kişisel verilerin ne olduğuna ilişkin herhangi bir sınırlandırmaya gidilmemiştir. Kişinin kimlik bilgileri, iletişim bilgileri, özlük bilgileri, ses ve görüntü bilgileri, IP bilgileri ve log kayıtları, yani o kişinin belirlenmesini sağlayan her türlü veri kişisel veridir.

Özel nitelikli kişisel veriler ise sınırlı sayı (numerus clasus) ilkesine göre ele alınmıştır. KVKK’nin tanımlar kısmında özel nitelikli kişisel veri tanımına yer verilmese de kanunun 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında özel nitelikli kişisel verilerin neler olduğu sayılmıştır. Kişilerin “ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri” özel nitelikli kişisel veri olarak sayılmıştır.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından yayınlanan rehberde (2018, s. 1) özel nitelikli kişisel verilerin tanımına yer verilmiştir. Bu tanıma göre özel nitelikli kişisel veri, öğrenilmesi halinde ilgili kişi hakkında ayrımcılık yapılmasına veya mağduriyete neden olabilecek nitelikteki veriler olarak tanımlanmıştır. Bu verilerin daha hassas nitelikte olması özel nitelikte bir korumayı gerektirmektedir.

2.2.  Mahremiyet ve Özel Hayatın Gizliliği Hakkı

Mahremiyet ve özel hayatın gizliliği hakları benzer nitelikte olup çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılan kavramlardır. Benzer nitelikte olsalar da iki kavram arasında farklılıklar vardır. Özel hayatın gizliliği hakkının tamamen mahremiyetten kaynaklandığı doğru bir yaklaşım değildir (Elliott & Soifer, 2010, s. 490). Özel hayatın gizliliği hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 8’inci maddesi’nde, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın ise 7’nci maddesinde düzenlenmektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 12’nci maddesinde de özel hayatın gizliliği hakkı yer almaktadır. Bu hakkın temelinde özgürlük ve mahremiyet kavramları vardır.

Mahremiyet ve özel hayatın gizliliği haklarının oluşumu ve özel alan kamusal alan ayrımı modernleşme sürecinin bir ürünü gibi görülse de bireylerin mahremiyete ve özel alana duydukları ihtiyaç ilkel toplumlara kadar dayanmaktadır. Yeni olan ise özel hayatın gizliliği kavramının bir hak olarak ele alınmış olmasıdır (Salihpaşaoğlu, 2013, s. 228). Mahremiyet, kişinin herkesle paylaşmayacağı veya herhangi bir kimse ile paylaşmama hakkının bulunduğu olay, inanç ve duygularının sadece güven duyduğu kimselerle paylaşması durumudur. Mahremiyet, kişinin gizli yaşam alanı olarak da tanımlanabilir. Özel yaşamın gizliliği hakkı bireyin yalnızca mahrem hayatını değil, mahrem olmayan kamuya açık alanını da kapsama altına almaktadır.

Kişinin toplumsal yaşamdaki ya da kamusal alandaki birtakım özgürlükleri de özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunmaktadır. Dolayısıyla özel hayat kavramı, mahremiyet kavramından daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de Niemietz/Almanya kararında (1992) özel hayatın bireyin kişisel hayatını dilediği gibi yaşayabileceği bir mahrem alan ile sınırlandırılmaması, bu alanın dışında bireyin diğer insanlarla ilişki kurduğu alanında da özel hayatın gizliliği kapsamında ele alınması gerektiğini belirtmektedir.

Mahremiyet, çekirdek bir hak olarak herkes için korunması gerekirken, özel hayatın gizliliği hakkı kamuya mal olmuş kişiler, sanatçılar, siyasetçiler, kamu görevlileri, başkalarına mal ve hizmet sunanlar gibi kişi grupları bakımından somut olaya göre farklılık arz edebilmektedir. Bu çerçevede mahremiyet ve özel hayatın gizliliği arasındaki bu ince ayrım unutulma hakkının ele alınma kriterleri bakımından da somut olaya göre değişiklik gösterebilecektir. 

2.3.  Kişisel Verilerin Korunması Hakkı

Kişisel verilerin korunması hakkı insan hakları alanında yaşanan güncel gelişmelerle bağlantılı olarak değişen ve gelişen bir alandır. Kişisel verilerin ekonomik bir hak olduğu görüşünün hâkim olduğu ABD hukukunun aksine Avrupa’da baskın görüş kişisel verilerin korunması hakkının temel insan haklarından biri olduğu yönündedir (Küzeci, 2010, s. 70). Günümüzde, kişisel verilerin özel hayatın gizliliği hakkıyla olan bağlantısı kabul edilmekle beraber, ayrı bir hak olarak değerlendirilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır. Her ne kadar bu haklar yakın ilişki içerisinde olsa da özel hayatın gizliliği hakkı şemsiyesi altındaki mevcut koruma günümüzde yetersiz kalmaktadır (Dülger, 2016, s. 104).

Kişisel verilerin korunması hakkı ile ilgili olarak AİHS’nde açık bir düzenleme yer almamakla birlikte bu hak AİHS’nin 8’inci maddesinde düzenlenen “özel ve aile hayatına saygı” maddesi altında korunmaktadır. Ancak AİHM, vermiş olduğu kararlarda kişisel verilerin korunması hakkını temel bir hak olarak ifade etmektedir. AB Temel Haklar Şartı’nda ise özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları 7’inci ve 8’inci maddelerde ayrı ayrı düzenlenerek iki ayrı temel hak alanı olarak kabul edilmiştir. AB ülkelerinde kişisel verilerin korunması hakkında geçerli temel hukuki araçlardan birisi olan Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) de kişisel verilerin korunması hakkının temel bir insan hakkı olduğu kabulüyle hazırlanmış önemli bir düzenlemedir. Görüldüğü üzere Avrupa genelinde bu iki hakkın ayrı birer temel hak olarak değerlendirilmesi hususunda genel bir eğilim vardır.

Kişisel verilerin korunması hakkının özel hayatın gizliliği hakkından bağımsız olarak bir hak olarak düzenleme gerekliliğinin temelinde teknolojik gelişmelerin yarattığı etkiler yatmaktadır. Zira bilişim teknolojilerinin gelişmesi, iletişim kanallarının artması ve internetin yaygınlaşması sonucu fiziki halde bulunan veriler dijitalleştirilmiş ve çok büyük sayıda veriler çok küçük aygıtlarda depolanabilir hale gelmiştir (Dülger, 2018, s. 75). Bu gelişmeler kişisel veriler üzerinde daha kapsamlı bir korumaya ihtiyaç duyulmasına yol açmıştır. Teknolojinin gelişimiyle birlikte kişisel verilerin korunması hakkının da kapsayıcılığının sorgulanmaya başladığı ve unutulma hakkının bağımsız bir hak olup olmadığının tartışıldığı gözlenmektedir.

2.4.  Unutulma Hakkı

Unutulma hakkı ile ilgili uluslararası metinlerde yer alan açık bir tanım olmadığından doktrinde de üzerinde tam olarak uzlaşma sağlanmış bir tanımı bulunmamaktadır. Kaya (2020, s. 6) unutulma hakkını, internet ortamında niteliği itibariyle hukuka uygun olan içeriğin kaldırılması veya erişime kısıtlanmasını talep etme hakkı olarak tanımlamaktadır. Bu tanımda önemli olan nokta unutulma hakkına konu içeriğin esasında hukuka uygun ve meşru bir sebebinin olmasıdır. Başlangıçta unutulma hakkı ile kastedilen kişinin ismini bir arama motorunda tarattığında istemediği bir sonucun ortaya çıkmasında onun silinmesini talep ettiği bir başvuru yoluydu. Yani ilgili kişinin unutulma hakkı kapsamında talepte bulunduğu ilgili kişisel veri (haber, yazı, fotoğraf, vs) silinmemekte, sadece arama motorlarının sonuç listesinden çıkarılmaktaydı.

Sınırlı bir hak olan unutulma hakkının giderek daha geniş şekilde ele alındığı ve unutulma hakkı istisnai bir hak olarak ortaya çıkmışken doktrinde daha genel nitelikli bir hale dönüştüğü gözlenmektedir. Örneğin Stuart (2014, s. 480) unutulma hakkını bireyin kendisinde veya üçüncü kişilerde olan kişisel verilerini kontrol etme ve mümkün olduğunda silme hakkı olarak tanımlamaktadır.

GDPR düzenlemesinde unutulma hakkı, silme hakkı (the right to erasure) başlığı altında düzenlenmiştir. GDPR kapsamında, ilgili kişinin veri sorumlusundan kendisiyle ilgili kişisel verilerin herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesini talep etme hakkı bulunmaktadır. Veri sorumlusunun kişisel verileri kamuya açıklamış olduğu hallerde, ilgili kişinin silme talebi üzerine veri sorumlusu, söz konusu kişisel verileri işleyen diğer veri sorumlularını, bu verilere yönelik her türlü bağlantı veya nüshanın da silinmesi hususunda bilgilendirmekle yükümlü kılınmıştır. Ancak GDPR düzenlemesinde bu hak mutlak bir hak olarak düzenlenmemiştir. Zira GDPR’dan bağımsız olarak, unutulma hakkına konu içeriğin meşru bir şekilde işlenmiş bir veri olduğu unutulmamalıdır.

Unutulma hakkı kavramının günümüzde popülerleşmesi iletişimin, ticaretin, medyanın dijital platformlara kayması ile birlikte gerçekleşmiştir. Zira kişisel verilerin dijital ortamlarda paylaşılması ve kayıt altına alınması insanların mahremiyetlerinin ihlalini kolaylaştıran bir durumdur. Dijital iletişim çağında yıllar önce söylemiş olduğunuz bir söz, yaptığınız bir paylaşım hayatınızın her döneminde karşınıza çıkabilen ve Demokles’in kılıcı gibi üzerinizde sallanan bir araç haline gelebilmektedir. Kişilerin gençlik dönemlerinde iletişim teknolojileri aracılığıyla yaptıkları ya da onlar hakkında yapılan birtakım paylaşımlar ile ilgili olarak ilerleyen dönemlerde ilgili paylaşımların silinmesini isteme, bunların unutulmasını bekleme, geçmişe sünger çekme gibi taleplerinin olması kaçınılmazdır.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Vivane Reding’in (2010) “Tanrı affeder ve unutur ama internet asla” şeklinde ifade ettiği o meşhur sözleri unutulma hakkı teriminin kullanılmasını yaygınlaştıran gelişmelerden birisi olmuştur. Reading (2012) unutulma hakkının önemini vurguladığı konuşmalarında bir yandan da bu hakkın mutlak bir hak olmadığını da vurgulamıştır. Bir sonraki bölümde ele alınacak olan Uluslararası Adalet Divanı’nın 13 Mayıs 2014 tarihli kararı da bilişim hukukçularının unutulma hakkı kavramına olan ilgisini arttıran bir diğer husus olmuştur.

3.   UNUTULMA HAKKININ KAPSAMI ve İLGİLİ HUKUK

Bir önceki bölümde ifade edildiği üzere unutulma hakkı kendi içerisinde kavramsal olarak bir dönüşüm geçirmiştir. Unutulma hakkına yer veren ilk uluslararası belge olan Avrupa Konseyi Hukuk Alanında İş Birliği Komitesi bünyesinde faaliyet yürüten Veri Koruma Uzmanlar Komitesi’nin 1989 tarihli çalışmasında unutulma hakkı terimi, saklanan verilerin belirli bir süre sonunda silinmesi anlamında kullanılmıştır. Ancak unutulma hakkı ile silme hakkının aynı şeyi ifade etmediğini belirtmek gerekmektedir (Salihpaşaoğlu & Değirmencioğlu, 2020 s. 365). Silme hakkı, arama filtrelerinde engelleme, yanlış olan veriyi düzeltme ya da veriyi anonim hale getirmede olduğu gibi unutulma hakkının hayata geçirilmesine hizmet eden araçlardan birisi olabilir ancak bu iki kavram birbirinden farklıdır.

2010’lu yılların başından itibaren giderek bilinirliği artan unutulma hakkı kavramı öncelikle AB Komisyonu tarafından hazırlanan 2012 tarihli ilk taslak metinde kullanılmış ardından da GDPR’ın 17’nci maddesinde yer bulmuştur. Unutulma hakkının kapsamına her türlü kişisel veri girebilmektedir. Unutulma hakkının uluslararası ve ulusal düzenlemeler ve yargı kararlarında hangi kapsamda ele alındığına aşağıdaki bölümlerde yer verilmiştir.

3.1.  Unutulma Hakkına İlişkin Uluslararası Düzenlemeler ve Yargı Kararları

Çalışmada, unutulma hakkına ilişkin uluslararası düzenlemeler, bu konuda öncü vaziyette olan Kıta Avrupası uygulamaları bakımından değerlendirilecektir. Bu çerçevede karşımıza birbirleriyle sıklıkla örtüşmekte olsa bazı konularda farklılaşan iki Avrupa hukuk düzeni çıkmaktadır. Bunlardan biri Avrupa Konseyi (Council of Europe) hukuk düzeni, diğeri ise Avrupa Birliği (AB) hukuk düzenidir.

Avrupa Konseyi’nin en önemli uluslararası düzenlemesi hiç şüphesiz ki AİHS’dir. AİHS, AİHM’nin “Tyrer/Birleşik Krallık” kararında (1978) belirttiği üzere yaşayan bir belgedir. AİHM’nin AİHS hükümlerini yorumlaması yoluyla sosyal, hukuki veya teknolojik koşullar ışığında geliştirilmeye devam etmektedir. Bu çerçevede de temel olarak özel hayata ve aile hayatına saygıyı düzenleyen AİHS madde 8, AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmaktadır. Avrupa Konseyi bünyesinde unutulma hakkı ile ilişkilendirilebilecek önemli bir diğer uluslararası düzenleme ise “Konvansiyon 108+” olarak da bilinen “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi”dir.

AB Hukuku çerçevesinden baktığımızda ise karşımıza ilk olarak Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı çıkmaktadır. Şartın 7’inci maddesinde özel hayata, 8’inci maddesinde ise kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Görüldüğü üzere AİHS’nin aksine Temel Haklar Şartında kişisel verilerin korunması hakkı bağımsız bir temel hak olarak düzenlenmiştir.

AB hukukunda kişisel verilerin korunması ile ilgili en önemli uluslararası metinlerden biri Genel Veri Koruma Tüzüğü’dür (GDPR). 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girmiş olan GDPR kişisel verilerin korunması ile ilgili kuralları dijital çağın gerekliliklerine daha uygun hale getirmiştir. GDPR madde 17’de silme hakkı düzenlenmektedir. Her ne kadar kararları bağlayıcı bir kuruluş olmasa da unutulma hakkı ile ilgili olarak Madde 29 Çalışma Grubu’nun görüş ve tavsiyeleri de çok önemlidir. Madde 29 çalışma grubunun unutulma hakkı uygulama ilkeleri sıklıkla başvurulan bir kaynaktır. AB hukukunun uygulanmasını sağlayan yargı makamı ise Avrupa Birliği Adalet Divanı’dır (ABAD). Unutulma hakkının popüler hale gelmesine neden olan 13 Mayıs 2014 tarihli karar ABAD tarafından verilmiş bir karardır.

Karara konu olayda Mario Costeja Gonzalez isimli bir avukat, kendisi hakkında La Vanguardia isimli gazetede yapılan bir haberin kaldırılması için ilgili gazete, Google İspanya ve Google Inc şirketleri ile ilgili olarak İspanyol Veri Koruma Kurumu’na (AEPD) şikâyette bulunmuştur. AEPD, şikâyeti La Vanguardia bakımından basın özgürlüğü nedeniyle reddetmiş ancak Google şirketleri bakımından kabul etmiştir. Sonrasında ilgili karar ABAD’a taşınmıştır. ABAD verdiği kararında başvurucuyu haklı bulmuş ve habere konu olayın 16 yıl önce gerçekleşmiş olduğunu göz önünde bulundurarak ilgili kişinin isminin bu tip bir bağlantıyla anılmasını istememe hakkı olduğuna hükmetmiştir.

Bu karardan sonra Google firmasına çok sayıda başvuru yapılmış ve Google tarafından unutulma hakkı talepleri için bir form oluşturulmuştur. Ancak uygulamada yaşanan sorunlardan birisi Google firmasının ilgili bağlantıları sadece ülkelere özel Google sitelerinden kaldırıyor oluşudur. ABAD’ın kararı ve devamındaki gelişmeler dikkate alındığında unutulma hakkına ilişkin bir talebin ilk aşamada bölgesel sonuç doğursa da zamanla küresel anlamda etki doğuracağı açık olduğundan talepte bulunulduğunda ilgili verilerin bütün dünyadaki Google sunucularından kaldırılması gerekmektedir (Elmalıca, 2016, s. 1618).

Unutulma hakkına ilişkin sembolik vakalardan bir diğeri ise 1990 yılında gerçekleşen Alman aktör Walter Sedlmayr cinayetidir. Olayın failleri W. W. ve M. L. cezalarını çektikten sonra fotoğraflarını ve isimlerini yayınlamaya devam eden bir takım medya kuruluşlarına ve web sitelerine dava açmışlardır. Failler, cezalarını çekmiş olmalarına rağmen halen yayında olan bu haberlerin toplumda kötü bir şöhrete sahip olmalarına yol açtığı gerekçesiyle, haberin anonimleştirilerek isimlerinin ve fotoğraflarının haberden çıkarılmasını talep etmişlerdir.

Faillerin Almanya’da Deutschlandradio isimli radyo istasyonuna, Der Spiegel dergisine ve Mannheimer Morgan isimli günlük gazeteye karşı açtıkları davalar ilk derece mahkemesi ve istinaf makamı tarafından kabul edilmiş ise de federal mahkeme üç başvuruyu da temyiz aşamasında bozmuştur. Bu konu AİHM’nin önüne geldiğinde mahkeme 28/06/2018 tarihli kararıyla Alman Federal Mahkemesi’nin kararını yerinde görmüştür. İlgili arşivlerin silinmesini uygun bulmayan mahkeme arama motorlarıyla ilgili bir sınırlama getirilebileceğini ancak başvurucuların bu yönde bir başvurusunun olmadığını belirtmiştir. Bu karar ışığında da unutulma hakkının mümkün olduğunca dar şekilde yorumlanması gerektiği anlaşılmaktadır (Kaya, 2020, s. 115).

Yukarıda paylaşılan tüm yasal metinlerde ve kararlarda unutulma hakkı ve bağlı diğer hakların mutlak nitelikte olmadığı ve birçok insan hakkında olduğu gibi belirli sınırları olduğu vurgulanmaktadır. AHİS, AB Temel Haklar Şartı, GDPR gibi tüm yasal düzenlemelerde, müdahalenin yasayla öngörülmüş olması, demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması gibi durumlarda bu hakka müdahale edilebileceği belirtilmiştir.

3.2.  Unutulma Hakkına İlişkin Türk Yargı Kararları ve İlişkili Mevzuat

Türk hukukunda kişisel verilerin korunması ile ilgili önemli düzenlemelerden birisi 2004 yılında Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerin ardından gelmiştir. Kanunun “özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar” başlıklı bölümü içerisinde yer alan 135’inci ve 140’ıncı maddeleri arasında kişisel verilerin korunması ile ilgili hükümlere yer verilmiştir. 138’nci maddede kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde hapis cezası öngörülmektedir.

Anayasa’da 2010 yılında yapılan değişiklik ile Anayasa’nın 20’nci maddesinin üçüncü fıkrasına kişisel verilerin korunmasına ilişkin hüküm eklenmiştir. İlgili Anayasa hükmünde kişinin kendisiyle ilgili kişisel verilerin silinmesini talep etme hakkı da yer almaktadır.

5651 Sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun” 9’uncu maddesinde içeriğin yayınlanması ve erişimin engellenmesi konusunda hüküm bulunmaktadır. Bu maddede başvuru şartının “kişilik haklarının ihlali” şartına bağlandığı görülmektedir. Yine aynı kanunun 9/A maddesinde “internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler Kuruma doğrudan başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilir” hükmü yer almaktadır.

2016 öncesindeki düzenlemeler kişisel verilerin korunması hakkını özel hayatın gizliliği şemsiyesi altında düzenlemektedir. 2016 yılı Nisan ayında yayımlanan KVKK ile birlikte kişisel verilerin korunması alanında yeni bir döneme geçilmiştir. KVKK içerisinde unutulma hakkına ilişkin doğrudan bir ifade yer almamakla birlikte 7’nci maddede kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi düzenlenmiştir. Ayrıca KVKK madde 11 ve “Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik” madde 8’de kişisel verilerin silinmesine ilişkin hükümler yer almaktadır.

Unutulma hakkı ile ilgili en önemli kaynaklardan birisi Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun 23.06.2020 tarihli ve 2020/481 sayılı kararıdır. Anılan karar, kuruma yapılan muhtelif başvurularla ilgili olup, bu başvuruların bazılarında ilgili kişilerin medya kuruluşlarına ait çeşitli internet sitelerinde yer alan haberlerde geçen isim ve soy isimlerinin ya da haberlerin silinmesi, bazı başvurularda ise söz konusu gazete arşivlerinin arama motorları tarafından indekslenmemesi talebi söz konusudur. Kurum her iki tür talebi de unutulma hakkı kapsamında değerlendirmeye almıştır. Kurul, verdiği kararında öncelikle arama motorlarının veri sorumlusu olduğunu belirtmiştir. Arama motorlarının internette yayınlanan bilgiyi bulup kendi indeksleme programları çerçevesinde işlemesi ve sunucularda saklanması kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle de öncelikle veri sorumlusu olarak arama motorlarına başvuru yapılması gerektiği sonrasında kurula şikayette bulunulacağı belirtilmiştir.

Unutulma hakkı ile ilgili karar verilirken ilgili kişinin temel hak ve özgürlükleri ile kamunun menfaatleri arasında bir denge testi yapılması gerektiği belirtilmiş ve kurum tarafından arama motorlarında çıkan sonuçların indeksten çıkarılmasına yönelik başvurularda dikkate alınacak kriterler yayınlanmıştır. Bu yapılırken de büyük ölçüde Madde 29 çalışma grubunun verilerinden yararlandığı görülmektedir.

Denge testine esas teşkil eden kriterler incelendiğinde (KVKK, 2020, s. 1-5) ilk olarak ilgili kişinin kamusal yaşamda önemli bir rol oynayıp oynamadığı ele alınmaktadır. Zira kamusal yaşamda rolü olan vatandaşların bilgilerine erişimde, sıradan vatandaşların bilgilerine erişime göre daha fazla kamu yararı vardır. Bu gruba siyasetçiler, üst düzey kamu yöneticileri, iş adamları, ünlü sanatçı ve sporcular, dini liderler ve bazı meslekleri icra eden kişiler girebilmektedir.

Bir diğer kriter arama sonuçlarının öznesinin çocuk olup olmamasına ilişkindir. Bilgisi yayınlanan kişi yasal olarak reşit değilse ilgili içeriğin “çocuğun üstün yararı” ilkesi uyarınca kaldırılması muhtemeldir. Bilginin içeriğinin doğru olup olmadığı da kriter olarak ele alınmakta, bilginin içeriği doğru ve gerçeğe dayanıyorsa başvurunun kabul edilme olasılığı düşmektedir. Bilginin kişinin çalışma hayatı ile ilgili olması kriteri bakımından ise kişinin halen aynı işi yapıp yapmadığı ve ilgili kişinin işine ilişkin verilerin olması gerekenden fazla bilgi içerip içermediği dikkate alınmaktadır.

Arama motorunda yer alan bilgilerin hakaret, onur kırıcı, iftira niteliği taşıması halinde Kurula şikayet yoluna gidilmesi yerine mahkemelere başvurulması gerektiği belirtilmektedir. Bir diğer kriter ise verinin özel nitelikli kişisel veri olup olmadığına ilişkindir. Eğer veri özel nitelikli kişisel veri ise başvurunun kabul edilmesi ihtimali daha yüksek olacaktır. Mahkeme kararlarında ve kurul incelemelerinde dikkate alınan önemli kriterlerden biri ise güncelliktir. Mutlak bir kural olmamakla birlikte güncel olmayan bilgilerle ilgili taleplerin kabul edilme ihtimali daha yüksektir.

Arama sonucunda ulaşılan bilginin kişi hakkında önyargıya sebep olması ya da bir diğer kriter bakımından bilginin kişi açısından kimlik hırsızlığı, takip gibi riskler doğurması talebin kabul görme olasılığını arttıracaktır. Ancak burada söz konusu iddiaların başvurucu tarafından kanıtlanabilir olması gerekmektedir. Bilginin kişinin kendisi tarafından ya da açık rızası dahilinde yayımlanması talebin kabul görme olasılığını azaltmaktadır. Zira kişi bu bilgiyi kendisi de kaldırabilmektedir.

Önemli kriterlerden birisi de bilginin gazetecilik faaliyeti kapsamında işlenen verilerden olup olmadığıdır. Burada Anayasada koruma altına alınan şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı ile basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir. Bu çerçevede her somut olayda yarışan haklar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekecektir. İlgili kişiye ilişkin bilgilerin yayımlanmasında yasal bir zorunluluk varsa ve bu zorunluluk geçerliliğini sürdürüyorsa bu durum da talebin değerlendirilmesinde olumsuz bir kriter olacaktır. Son kriter ise ilgili kişiye ait bilginin ceza gerektiren bir suçla ilgili olup olmadığına ilişkindir. Olayın üzerinden geçen zaman ve cezanın niteliği taleplerin değerlendirilmesinde ele alınan kriterlerdendir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.06.2015 tarihli 2014/56 E. 2015/1679 K kararı Türk hukukunda unutulma hakkı ile ilgili en kapsamlı kararlardan biridir. Karar, cinsel taciz suçu mağduru bir kişinin şikayeti üzerine yapılan yargılama neticesinde Yargıtay tarafından verilen bir kararın davalılara ait “Yorumlu Uygulamaları Türk Ceza Kanunu” başlıklı eserde yayınlanması ile ilgilidir. Davacı taraf kişilik haklarına bir saldırı olduğundan yola çıkarak davalı taraftan manevi tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesi, eserde davacı ve diğer kişilerin isimlerinin kodlanmadan açıkça yazılmasının kitap içeriğine bir fayda sağlamadığı gibi olayın hassasiyeti ve Türk toplum yapısı da göz önüne alınarak davacının kişilik haklarının zedelendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi tarafından verilen kararda, bilimsel özgürlüğün sınırsız olmadığına vurgu yapılmış ise de bilimsel araştırma özgürlüğü kapsamında aleniyet kazanmış ve kamu malı haline gelmiş Yargıtay ilamının eserde olduğu gibi yer alması ihlal görülmemiş ve bozma kararı verilmiştir. Uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) önüne gelmiştir. Olayda davacının korunan mahremiyet hakkı karşısında Anayasa’nın 27’nci maddesinde düzenlenen “bilimi serbestçe öğrenme, araştırma, yayma ve öğretme haklarını içeren bilim özgürlüğü” hakkı vardır. Bu hak AB Temel Haklar Bildirgesi’nin 13’ncü maddesinde “sanat ve bilimsel araştırma kısıtlamaya tabi olmamalı, akademik özgürlüğe saygı gösterilmelidir” şeklinde karşılık bulmaktadır. HGK da uyuşmazlığı ele alırken unutulma hakkı ve bunun sonucu olan kişisel verilerin ve kişilik hakkının korunması ile bilim ve sanat hürriyetinin arasında adil bir dengenin kurulmasının uyuşmazlığın çözümünde dikkat edilmesi gereken husus olduğunu belirtmiştir.

Anılan kararda unutulma hakkı, “üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlenmesini isteme hakkı” olarak tanımlanmıştır. Kararın en önemli yanlarından birisi, literatürde yer alan unutulma hakkı tanımlarının dijital veriler için düzenlenmiş olmasına rağmen bu hakkın özellikleri ve bu hakkın insan haklarıyla ilişkisi dikkate alındığında yalnızca dijital ortamdaki kişisel veriler için değil, kamunun kolayca ulaşabileceği yerde tutulan kişisel verilere yönelik olarak da kabul edilmesi gerektiğinin vurgulanmış olmasıdır. Sonuç olarak HGK, kişinin adının kitapta yayınlanmasında üstün bir kamu yararı bulunmadığı gerekçesi ile ilgili eserde kişisel verilerin açık bir şekilde yer almasını özel hayatın gizliliğini ihlal kabul etmiştir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 05.06.2017 tarihli 2016/15510 E. – 2017/5325 K sayılı kararında ise unutulma hakkının basın özgürlüğünden üstün tutulduğu görülmüştür. Mezkur kararda mahkeme internet sitesinde yer alan haberin güncelliğini yitirdiği, haberin gerçeklik ve doğruluk kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, adı geçen habere ulaşılmasının toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, haberin kamuya artık bir yararının olmadığı, kişinin kamuya mal olmuş bir kişi olmadığı gerekçeleriyle karar verildiği görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin 3 Mart 2016 tarihli 2013/5653 sayılı bireysel başvuru kararında, bireyin kendisiyle ilgili bir haberin artık hatırlanmasının engellenmesi ile ilgili başvurusuyla ilgili olarak aşağıdaki gerekçeyle ihlale karar verilmiştir:

Başvuru tarihi itibarıyla söz konusu haberin yaklaşık on dört yıl önceki bir olaya ilişkin olduğu ve böylelikle güncelliğini yitirdiği açıktır. İstatistiki ve bilimsel amaçlar yönünden de yukarıda ifade edilen gerekçelerle bu bilgilere internet ortamında kolaylıkla ulaşılmayı gerekli kılan bir neden bulunmamaktadır. Bu bağlamda kamu yararı bakımından siyasi veya medyatik bir kişiliğe sahip olmayan başvurucu hakkında internet ortamında yayınlanan haberlerin kolaylıkla ulaşılabilirliğinin başvurucunun itibarını zedelediği açıktır.

Bununla birlikte kararda 5651 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca kişilik hakkının ihlaline sebep olan kısım ile ilgili olarak erişimin engellenmesinin mümkün olduğunu ancak zorunlu olmadıkça yayının tümüne yönelik erişimin engellenmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca kararda internet haber arşivinin bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altında olduğu vurgulanmıştır.

4.   UNUTULMA HAKKI ve ÇATIŞAN HAKLAR

Önceki bölümlerde değinildiği üzere unutulma hakkı genellikle mahremiyet ve özel hayatın gizliliği ihlali gibi hakların altında değerlendirilmektedir. Son dönemde yargı makamlarının bağımsız bir insan hakkı olarak ele aldığı ancak birçok uluslararası sözleşme ve ulusal mevzuatta özel hayatın gizliliği altında ele alınan bir hak olan kişisel verilerin korunması hakkı da unutulma hakkı ile sıkı ilişki içerisinde bulunan haklardandır. Unutulma hakkı, “kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı,” “iktisadi hürriyet ve varlık hakkı” ve “şeref ve haysiyetine saygı gösterilme hakkı” ile de bağlıdır.

Unutulma hakkının ilişkili olduğu hakların yanı sıra çatıştığı birtakım haklar da vardır. Bunların başında “haberleşme ve ifade özgürlüğü” gelmektedir. Hukuk bir dengeler sanatıdır ve hukukçunun görevi somut olayda çatışan menfaatler arasında adil bir denge sağlamaktır. Unutulma hakkının tarihsel süreci içerisinde kapsamının genişlediği ve filtrelemeden tam silmeye doğru bir eğilim olduğu göz önüne alındığında unutulma hakkının bağımsız bir insan hakkı olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında tartışmalar vardır. Zira unutulma hakkının Anayasa ve kanunlarda temel bir hak haline gelmesi durumunda bu hakkın istismar edilerek sansür boyutuna varan uygulamaların ortaya çıkmasından endişe edilmektedir.

Bir kişinin özel hayatının gizliliğinin, şeref ve haysiyetinin, kişisel verilerin korunması gibi gerekçelerle unutulma hakkı kapsamında dijital hafızadan silinmeyi istemesi diğer kimselerin ifade ve haberleşme özgürlüklerinin kısıtlanması anlamına gelebilecektir. Bu bakımdan Kıta Avrupası ekolü özel hayatın gizliliğinin korunmasını ön plana çıkarırken ifade ve basın özgürlüğüne ağırlık verme eğilimindeki Anglo Amerikan ekolü unutulma hakkına mesafeli yaklaşmaktadır (Akkurt, 2016, s. 2618).

İnternetin gelişimi ile birlikte ifade özgürlüğünün bir yansıması olarak internet özgürlüğü ve kitle iletişim özgürlüğü de temel haklar arasında kabul edilmektedir. Unutulma hakkı talebi ile kitle iletişim ve internet özgürlüğü hakları çatışmaktadır. İnternet özgürlüğü noktasında yaşanan en önemli sorunlardan birisi internete aktarılan verinin tam olarak ortadan kaldırılmasının teknolojik olarak çok zor olmasıdır. Kullanıcılar bazı yöntemlerle internet trafiğindeki mahremiyetlerini bir derece koruyabilse de ortalama bir kullanıcının her geçen gün çıkan yeni teknolojilere ayak uydurması ve yeni önlemleri öğrenip uygulaması kolay değildir (Karaarslan vd, 2014, s. 7).

Kitle iletişim ve internet özgürlüğüne benzer olarak basın özgürlüğü de unutulma hakkı ile çatışan kavramlardan birisidir. Unutulma hakkı ile ilgili birçok talep, basın yayın organlarının oluşturduğu içeriklerden silinme veya indekslenmeme talebini içermektedir. Basın özgürlüğü kavramı, görüş ve düşünceleri basın ve yayın yoluyla yayabilme hakkını içerdiğinden toplumun bilgiye ulaşması bakımından kamu yararı olduğu açıktır. Ayrıca basın özgürlüğü KVKK md 28’de yer alan istisnalar arasındadır. Ancak bu istisnanın uygulanması için de özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmeme şartı bulunmaktadır.

Unutulma hakkının AİHS kapsamında 8’inci madde ile korunduğunu belirtmiştik. Anılan maddenin ikinci fıkrası bu hakkın mutlak olmadığını ortaya koymaktadır. Bu kısıtlama ile ilgili AİHM üç aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Bunlardan ilki kısıtlamanın kanuna uygun olup olmadığıdır. Kanuni dayanağın varlığının kabulü için müdahalenin ilgili kişilerce erişilebilir ve etkilerinin öngörülebilir olması gerekmektedir. AİHM’nin Amann/İsviçre kararında (2000) mahkeme İsviçre yasalarının muğlak olmasından ötürü hak ihlali olduğuna karar vermiştir. Bir diğer değerlendirme kriteri kısıtlamanın meşru bir amaca dayanmasıdır. Bu meşru amaç, ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır. Üçüncü kriter ise kısıtlamaya demokratik bir toplumda gereklilik duyulmasıdır. Bu konuda AİHM, yapılacak müdahalenin yeterli gerekçelerle desteklenmesi ve hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmasını aramaktadır. Burada AİHM devletlere belli bir takdir yetkisi tanımakta ve ulusal çıkarları bireyin çıkarlarının üzerinde değerlendirmektedir.

AB Temel Haklar Şartı da bu hakların mutlak olmadığını ve sınırlanabileceğini vurgulamaktadır. Şartın 8’inci maddesinde kişisel verilerin korunması hakkı ve buna bağlı olarak unutulma hakkı düzenlenirken, Şartın 52’inci maddesi sınırlandırma gerekçeleri içermektedir. Şartta, AİHS’ndeki şartlara ek olarak sınırlamanın AB Şartı ile tanınan hakların özüne saygı gösterme yükümlülüğü getirilmiştir. AİHS ve AB Temel Haklar Şartı içerisindeki düzenlemeler ve önceki bölümlerde sunulan kararlar ışığında unutulma hakkının istisnai niteliği göz ardı edilmemelidir. Bunun sonucu olarak da unutulma hakkı taleplerinin ele alınmasında çatıştığı haklar ile arasında yarışan haklar bakımından her olaya özgü olarak değerlendirme yapılması ve denge kriterleri göz önüne alınarak karar verilmesi gerekmektedir.

5.   SONUÇ

Dijital iletişim çağında internetteki bilgiler aynı anda birden çok yerde bulunmakta ve müdahale edilmediği takdirde kalıcı olarak muhafaza edilmektedir. Dünyanın farklı yerindeki insanlar için internette bulunan bu verilere erişim ise bir tık ötededir. İnsanlar bir veriye erişme aşamasında genellikle arama motorlarını kullanmaktadır. Arama motorlarının yanı sıra sosyal medya platformları da dünyanın dört bir yanındaki insanların verisine sahip oldukları için kişiler hakkında bilgi toplamak için kullanılan araçlar haline gelmiştir. Bu platformlarda bulunan bilgiler bazen yanlış olabileceği gibi bazen doğru olsa da güncelliğini yitirmiş olabilmektedir. Bu durum kişilerin haysiyetlerine zarar vermekte, mahremiyetlerinin ihlaline sebep olabilmektedir.

Yapılan araştırmanın en temel sonucu unutulma hakkının mutlak ve genel nitelikte bir hak olmadığıdır. Unutulma hakkı istisnai bir haktır. Mutlak olmamasının yanı sıra bu hakkın uluslararası veya ulusal standartlarda temel bir hak olarak tanınması da çatışan haklar bakımından uygulamada sorunlara yol açabilecek durumdadır. Kişisel verilerin korunması hakkının temel bir hak olarak ele alınması hem içtihatta hem de doktrinde yaygın eğilim olarak gözlenmekte ise de aynı durumun unutulma hakkı bakımından geçerli olduğunu söylemek şu an için mümkün değildir.

 Unutulma hakkından, talebe konu içeriğin internet ortamından kalıcı olarak silinmesi anlaşılmamalıdır. Unutulma hakkından internet ortamında yer alan içeriğin arama motorlarında listelenmemesini ya da listelerden çıkarılmasını talep hakkı anlaşılmalıdır. Bu çerçevede arama motorlarının veri sorumlusu olarak Veri Sorumluluları Siciline (VERBİS) kayıt olmaları önem arz etmektedir. Bu bakımdan uygulamada karşılaşılan temel sorunlardan birisi arama motoru şirketlerinin birçoğunun Türkiye’de temsilciliklerinin olmayışıdır.

 

Unutulma hakkının başta ifade özgürlüğü olmak üzere çeşitli haklar ile çatıştığı çalışmanın önceki bölümlerinde vurgulanmıştır. Unutulma hakkının çatıştığı diğer temel haklar ile arasında uygun bir dengenin nasıl sağlanacağı her somut olay özelinde yargı makamları ve veri koruma otoriteleri tarafından üzerinde durulması gereken esas önemli noktadır. 

KAYNAKÇA

Akkurt, Sinan Sami (2016). 17.06.2015 Tarih, E. 2015/4-56, K. 2015/1679 sayılı Yargıtay HGK kararı ve mukayeseli hukuk çerçevesinde unutulma hakkı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65 (4) 2016, 2605-2635.

Avrupa Birliği Adalet Divanı (2014), Case C-131/12, Google Spain SL & Google Inc. v Agencia Espanola de Proteccion de Datos (AEPD) & Mario Costeja Gonzalez, 13.05.2014.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (1978). Tyrer v. Birleşik Krallık. 5856/72. 25/04/1978. http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57587

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (1992). Niemietz v. Almanya. 72/1991/324/396. 16/12/1992. https://www.refworld.org/cases,ECHR,3f32560b4.html

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (2000). Amann v. İsviçre. 27798/95. 16/02/2000. http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-58497

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (2018). M.L. & W.W. v Almanya, 60798/10-65599/10, 28/06/2018. http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-183947

Dülger, Murat Volkan (2016). Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu bağlamında kişisel verilerin ceza normlarıyla korunması. İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. Cilt 3 Sayı 2 Güz 2016, 101 – 167.

Dülger, Murat Volkan (2018). İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Kişisel Verilerin Korunması, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 5 (1), Bahar 2018, 71 – 143. 

Elliott, David. Soifer, Eldon (2010). Privacy and intimacy. The Journal of Value Inquiry. 44, 489-497.

Elmalıca, Hasan (2016). Bilişim çağının ortaya çıkardığı temel bir insan hakkı olarak unutulma hakkı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65 (4) 2016, 1603– 1636.

Karaarslan, Enis; Eren, Mehmet B.; Koç, Serhat (2014). Çevrimiçi mahremiyet: teknik ve hukuksal durum incelemesi, İnternet Teknolojileri Derneği XIX. Türkiye’de İnternet Konferansı. http://inet-tr.org.tr/inetconf19/bildiri/13.pdf Erişim Tarihi: 21.08.2021.

Kaya, Mehmet Bedii (2020). Unutulma hakkı: AİHM’nin unutulma hakkına yaklaşımı, https://www.mbkaya.com/unutulma-hakki-insan-haklari-aihm/, Erişim Tarihi: 07.08.2021.

Kişisel Verilerin Korunması Kurumu (2018). Özel Nitelikli Kişisel Verilerin İşlenme Şartları. https://kvkk.gov.tr/SharedFolderServer/CMSFiles/0ef45a05-ac30-4f35-bc4b3b2cbefc9864. pdf, Erişim Tarihi: 15.08.2021.

Kişisel Verilerin Korunması Kurumu (2020). Kişilerin Ad ve Soyadı ile Arama Motorları Üzerinden Yapılan Aramalarda Çıkan Sonuçların İndeksten Çıkarılmasına İlişkin Değerlendirmede Dikkate Alınacak Kriterler. https://www.kvkk.gov.tr/SharedFolderServer/ CMSFiles/68f1fb19-5803-4ef8-8696-f938fb49a9d5.pdf, Erişim Tarihi 16.08.2021

Küzeci, Elif (2020). Kişisel Verilerin Korunması. 4. Baskı. Oniki Levha Yayınları.

Madde 29 Çalışma Grubu (2014). WP225 Guidelines on the Impmentation of the Court of Justice of the European Union Judgment on ‘Google Spain and Inc v AEPD and Mario Costeja Gonzalez C-131/12. https://ec.europa.eu/ newsroom/article29/items/667236/en

Reading, Viviane (2010). Privacy matters – Why the EU needs new personal data protection rules. The European Data Protection and Privacy Conference. Brussels, 30 Nov 2010. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ SPEECH_10_700, Erişim Tarihi: 24.08.2021.

Reading, Viviane (2012). The EU Data Protection Reform 2021: Making Europe the standard setter for modern data protection rules in the digital age”, Innovation Conference Digital, Life, Design. Munich 22 Jan 2012. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/ detail/en/SPEECH_12_26, Erişim Tarihi: 24.08.2021.

Salihpaşaoğlu, Yaşar (2013). Özel hayatın kapsamı: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ışığında bir değerlendirme. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. C. XVII. Y. 2013. Sayı 3, 227 – 266.

Salihpaşaoğlu, Yaşar & Değirmencioğlu, Burcu (2020). Unutulma hakkının bir insan hakkına dönüşme yolculuğu. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XXIV Y. 2020 Sa. 2, 361 – 388.           

Stuart, Allyson Haynes (2014). Google search results: Buried if not forgotten. North Carolina Journal of Law & Technology. Vol 15 Issue 3, 463 – 518.        

* Eskişehir Barosu